<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>trekking.com.tr</title>
	<atom:link href="http://trekking.com.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://trekking.com.tr</link>
	<description>Nerede Olduğuna Aldırmıyorsan Kaybolmuş Sayılmazsın</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Feb 2012 12:07:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Tabiatın Kalbi Bolu</title>
		<link>http://trekking.com.tr/tabiatin-kalbi-bolu/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/tabiatin-kalbi-bolu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 12:06:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİSİKLET]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4075</guid>
		<description><![CDATA[Bolu Belediyesi, Bolu’nun doğa turizmi alanındaki en büyük yatırımını yaptı. Bu proje kapsamında, Türkiye’nin en uzun (1.065 km) yürüyüş ve bisiklet parkurları oluşturuldu. Mücahit Engin’in proje koordinatörlüğünü yaptığı çalışmalar iki yıl sürdü. Bu çalışmalar, 224 sayfalık enfes bir kitapta toplandı. Tabiatın Kalbi Bolu ismini taşıyan kitap, geçtiğimiz günlerde gerçekleşen EMITT Turizm Fuarı’nda ilgilisi ile buluştu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bolu Belediyesi, Bolu’nun doğa turizmi alanındaki en büyük yatırımını yaptı. Bu proje kapsamında, Türkiye’nin en uzun (1.065 km) yürüyüş ve bisiklet parkurları oluşturuldu.</strong></p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/tabiatin-kalbi-bolu/kapak/" rel="attachment wp-att-4076"><img class="alignnone size-full wp-image-4076" title="Kapak" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/02/Kapak.jpg" alt="" width="396" height="594" /></a></p>
<p>Mücahit Engin’in proje koordinatörlüğünü yaptığı çalışmalar iki yıl sürdü. Bu çalışmalar, 224 sayfalık enfes bir kitapta toplandı. Tabiatın Kalbi Bolu ismini taşıyan kitap, geçtiğimiz günlerde gerçekleşen EMITT Turizm Fuarı’nda ilgilisi ile buluştu.</p>
<p>Bolu’nun doğa turizm projesini Bolu Belediyesi adına İsmail Şahinbaş yürütüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2Ftabiatin-kalbi-bolu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/tabiatin-kalbi-bolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>7. Dağ Filmleri Festivali 7 Mart’ta Başlıyor</title>
		<link>http://trekking.com.tr/7-dag-filmleri-festivali-7-martta-basliyor/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/7-dag-filmleri-festivali-7-martta-basliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 21:09:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4068</guid>
		<description><![CDATA[Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen ve bu yıl ‘Maceraya Hazır Ol’ temasıyla yola çıkan 7. Dağ Filmleri Festivali, 07 &#8211; 11 Mart 2012 tarihlerinde; doğa, keşif, macera ve belgesel sinema tutkunlarıyla buluşuyor. Festivalde ödül rekortmeni filmlerin yanı sıra macera ile adrenalin dolu toplam 55 film ücretsiz gösterilecek. Türkiye&#8217;nin, dağ, keşif ve macera [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen ve bu yıl ‘Maceraya Hazır Ol’ temasıyla yola çıkan 7. Dağ Filmleri Festivali, 07 &#8211; 11 Mart 2012 tarihlerinde; doğa, keşif, macera ve belgesel sinema tutkunlarıyla buluşuyor. Festivalde ödül rekortmeni filmlerin yanı sıra macera ile adrenalin dolu toplam 55 film ücretsiz gösterilecek.</strong></p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/7-dag-filmleri-festivali-7-martta-basliyor/russian-mountaneering-and-base-climb-project-in-antarctica/" rel="attachment wp-att-4069"><img class="alignnone size-full wp-image-4069" title="Russian mountaneering and base climb project in Antarctica." src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/02/1329480900-SRT.jpg" alt="" width="596" height="397" /></a></p>
<p>Türkiye&#8217;nin, dağ, keşif ve macera konulu, ilk ve tek film festivali olan Dağ Filmleri Festivali, 7 Mart&#8217;ta, İstanbul Beyoğlu&#8217;nda, izleyicileriyle buluşuyor. 11 Mart&#8217;a kadar sürecek festivale bu yıl; Fransız Kültür Merkezi, Galatasaray Aynalı Geçit ve Pusula Sanat Galerisi ev sahipliği yapacak.</p>
<p><strong>Film sayısında rekor artış</strong></p>
<p>Dünya festivallerinde gösterilen 500’den fazla film arasından belirlenen 2012 seçkisi 20’si yerli 35’i yabancı olmak üzere toplam 55 filmden oluşuyor. Festival bu film adedi ile film gösterim rekorunu da kırıyor. Filmler; ‘Ülkemizden’, ‘Dünyadan’, ‘Keşif Ruhu’, ‘Doğa – Çevre – İnsan’, ‘Su Dünyası’, ‘Bisiklet’, ‘Kayak’ ve ‘Doğa Filmleri Yarışması Finalistleri’ olmak üzere, 8 tema başlığı altında toplanıyor. Seçkide; rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, base jump, kayak, dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra, çevre ve doğa belgeselleri ve gezi, keşif ve insan hikayeleri de yer alıyor.</p>
<p><strong>13 ödüllü ‘Soğuk’ İstanbul’da</strong></p>
<p>Bu yılın en çarpıcı teması ‘Dünyadan’ ile The North Face sponsorluğunda 8 film beyaz perdeye yansıyor. Bu tema altında ödül şampiyonu ‘Soğuk’ filmi dikkat çekiyor. Film, dünyada gösterime girdi 49 festivalden topladığı 13 ödül ve çarpıcı kurgusu ile salonlarda boş koltuk bırakmayacağa benziyor.</p>
<p><strong>‘Bisiklet’ ile hayatı değişenler…</strong></p>
<p>Salcano sponsorluğunda, Dağ Bisikleti Türkiye işbirliği ile hazırlanan bu temanın en etkileyici filmi ‘Kendi İki Tekerimle’ adını taşıyor. Sizin için bisiklet belki bir eğlence, bir spor. Peki ya diğerleri için? Dünyanın çeşitli ülkelerinde zorluklarla dolu hayatlar yaşayan insanların hayatlarını ve bu hayatları değiştiren bisikleti etkileyici bir dille anlatıyor.</p>
<p><strong>Bisikletle Samsun’dan Japonya’ya</strong></p>
<p>Festivalin ilginç yapımlarında bir diğeri ise Samsun’dan Japonya’ya unutulmaz ve serüven dolu bir yolculuk yapan ve ‘Demir Atlı Adam’ adıyla bilinen Gürkan Genç’e ait. Gürkan Genç bu olağandışı yolculuğu ‘Demir Atlı Adam’ isimli filminde gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Doğa, çevre ve insan öyküleri</strong></p>
<p>Yerli ve yabancı toplam 8 öyküyü içeren ve festivalin bir diğer güçlü teması olan ‘Doğa Çevre ve İnsan’ izleyiciyle buluşuyor. Temanın en dikkat çekici filmi olan ve dünya festivallerinde 19 ödül toplayan ‘Kırık Ay’ sizleri çok uzaklara, Himalaya’lara götürecek. İklim değişikliğinin en çok dağlarda yaşayan göçerleri etkilediğini biliyor muydunuz? Klimayı her açtığınızda, aracınıza her benzin aldığınızda en yakınınızdan en uzağınıza dünyayı paylaştığınız komşuları hatırlatan bir yapım.</p>
<p>19. Yüzyılda ‘İçmek için viski ve uğruna savaşmak için su’ diyen Amerikalı yazar Mark Twain’in bu unutulmaz sözü ile başlayan ‘Beyaz Su, Siyah Altın’ sadece ABD’nin değil sudan sebepler yüzünden otoriteyle sorun yaşayan herkesin izlemesi gereken ‘Doğa Çevre ve İnsan’ teması altında müthiş bir belgesel.</p>
<p><strong>‘Keşif Ruhu’ ile uçuyoruz</strong></p>
<p>Adrenalin düzeyini yükselten tema ‘Keşif Ruhu’ altında toplam 7 film gösterilecek. ‘İnanıyorum, Uçabilirim’ bu temanın en çarpıcı filmi. Fransız tırmanıcı ve base jump sporcularının yükseklerde oynadıkları yürek hoplatan ‘Denge’ oyununu muhteşem görüntülerle aktarıyor.</p>
<p><strong>13 ödüllü film Demir Delik</strong></p>
<p>2011 Slovak yapımı, 13 ödüllü ‘Demir Delik’ ise kanyonların Everest’i sayılan en ulaşılmaz noktalara götürüyor izleyenleri. Ulaşmanın en zor olduğu bu kanyonlardan biri olan bu yerden asıl zor olan ise çıkmak.</p>
<p>Festivalin olmazsa olması ‘Kayak’ ve çiçeği burnunda teması ‘Su dünyası’ temaları ise dünyanın çarpıcı hikayelerini  farklı sporlara ilgi duyan sporseverlerin ayağına getirecek. Olağanüstü kompozisyonları ve kendine has estetiği ile ekibimizin kalbinde taht kuran yönetmen Nick Waggoner’den şiirsel bir kayak filmi daha programımızda: ‘Yalnız Başına.’</p>
<p><strong>‘Ülkemizden’ hikayeler</strong></p>
<p>Ülkemizden beyaz perdeye yansıyan hikayelerin anlatıldığı bu tema altında festivallerin gözdesi olmuş bizden hikayeler yer alıyor.</p>
<p><strong>Galanın Filmi Rampa belgeseli</strong></p>
<p>1945 yılında Erzurum’da inşa edilen ve çok sonraları Erzurum’a bir olimpiyat kazandıracak olan kayakla atlama rampasının hikayesi. Bir fotoğraftan yola çıkılarak yapılan ‘Rampa’ belgeseli galasını Erzurum’da birkaç ay önce yaptı ve ayağının tozu ile festivalimizde izleyici ile buluşuyor.</p>
<p><strong>Film gösterimleri ücretsiz</strong></p>
<p>Tüm film gösterimlerinin ücretsiz gerçekleştirileceği festival kapsamında; kitap sergileri, söyleşiler ve ödüllü yarışmalar da düzenleniyor. Geniş bir izleyici kitlesine hitap eden Dağ Filmleri Festivali kapsamındaki bu etkinliklerle; dağ ve doğa bilincine dikkat çekiyor, ulusal dağ ve doğa belgeselciliğine katkı sağlayarak doğa kültürü alanındaki önemli bir boşluğu dolduruyor.</p>
<p>Festival programıyla ilgili bilgi almak ve etkinlikleri takip etmek için, aşağıdaki iletişim adreslerini kullanabilirsiniz.</p>
<p>www.dagfilmfest.org, bilgi@dagfilmfest.org</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2F7-dag-filmleri-festivali-7-martta-basliyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/7-dag-filmleri-festivali-7-martta-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karasu &#8211; Aralık Sazlıkları Doğu Anadolu’nun Son Sığınağı</title>
		<link>http://trekking.com.tr/karasu-aralik-sazliklari-dogu-anadolunun-son-siginagi/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/karasu-aralik-sazliklari-dogu-anadolunun-son-siginagi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 08:18:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4061</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Doğu Anadolu’da da mevsim normallerinin üstünde hüküm süren hava koşulları başta kuşlar olmak üzere yaban hayatını da olumsuz şekilde etkiliyor. 7 Şubat 2012 Salı günü KuzeyDoğa Derneği ekibi tarafından Iğdır’ın Karasu &#8211; Aralık Sazlıkları’nda yapmış oldukları kış ortası sukuşu sayımları (KOSKS), Doğu Anadolu’nun bu tek kalmış sığınağının kuşlar açısından önemini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Doğu Anadolu’da da mevsim normallerinin üstünde hüküm süren hava koşulları başta kuşlar olmak üzere yaban hayatını da olumsuz şekilde etkiliyor.</strong></p>
<p>7 Şubat 2012 Salı günü KuzeyDoğa Derneği ekibi tarafından Iğdır’ın Karasu &#8211; Aralık Sazlıkları’nda yapmış oldukları kış ortası sukuşu sayımları (KOSKS), Doğu Anadolu’nun bu tek kalmış sığınağının kuşlar açısından önemini bir kez daha ortaya çıkardı.</p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/karasu-aralik-sazliklari-dogu-anadolunun-son-siginagi/karasu-srt/" rel="attachment wp-att-4062"><img class="alignnone size-full wp-image-4062" title="karasu SRT" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/02/karasu-SRT.jpg" alt="" width="561" height="374" /></a></p>
<p>2008 yılından beri düzenli şekilde kış ortası sukuşu sayımı yapan ekip, alandaki sukuşlarını saymak üzere sulak alanın batısından girip doğusundan çıkarak donmamış alanlarda bulunan tüm su kuşlarını saydı. Bu sene görülen anormal soğuklardan dolayı normalde ılıman bir iklimi olan Iğdır’da bile sulak alanların büyük bölümü donmuş halde. Yaklaşık iki saat süren sayımlar dernek projeler koordinatörü Önder Cırık, bilim koordinatörü Emrah Çoban, dernek gönüllüsü Sefa Ak ve KuzeyDoğa çalışmalarını izlemek için ekibe katılan Alex-Christie Miller tarafından yapıldı.</p>
<p>Yapılan sayımlar sonucunda; 20 farklı türden toplam 1,293 sukuşu alanda sayıldı. En çok görülen kuş türlerinin sakarmeke, küçük batağan, angıt ve çamurcun olduğu görüldü. Görülen ördek türleri arasında yeşilbaş, elmabaş patka, çamurcun, fiyu ve kaşıkgaga mevcuttu. Önceki kış sayımlarından farklı olarak bu sene ilk defa alanda bir adet büyük karabaş martı (<em>Larus ichthyaetus</em>) gözlendi. Türkiye’nin kuş veri bankası olan KuşBank’a bakıldığında bu kaydın Trabzon ve Rize’den sonra kuzeydoğu Anadolu’da yapılan üçüncü kaydı olduğu görülmektedir.</p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/karasu-aralik-sazliklari-dogu-anadolunun-son-siginagi/karasu/" rel="attachment wp-att-4063"><img class="alignnone size-full wp-image-4063" title="karasu" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/02/karasu.jpg" alt="" width="529" height="397" /></a></p>
<p>Yapılan kış ortası sukuşu sayımı sonuçlarıyla ilgili projeler koordinatörü Önder Cırık, “Kış bu sene çok şiddetli geçiyor ve başta kuşlar olmak üzere yaban hayvanları da bizler gibi zor günler geçiriyor. Bunun en önemli kanıtı da son bir hafta içinde Kafkas Üniversitesi Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’ne soğuk çarpması sonucu ulaştırılan iki bahri. Oldukça soğuk hava koşullarını bile tolere edebilen bu sukuşlar bile soğuklar nedeniyle besin bulamamakta, hastalanmakta ve bitkin düşmekte. Kuzeydoğu Anadolu’da Çıldır, Kuyucuk, Aygır, Putka, Çalı gölleri, Erzurum Bataklıkları, Doğubeyazıt Sazlıkları gibi onlarca sulak alan donduğu için Iğdır’ın Karasu-Aralık sazlıkları adeta kuşlar için son kale haline gelmiş durumda. Iğdır bölgesi kuzeydoğu Anadolu’nun diğer yüksek platolarına göre çok daha alçakta olduğu için yöreye özgün bir mikro klimaya sahip. Fakat bu sene kış o kadar şiddetli geçiyor ki her sene donmayan bu alanın büyük bir çoğunluğunu bu sene donmuş halde bulduk ve açıkçası şaşırdık.</p>
<p>Çünkü 2008 yılından beri her Ocak ya da Şubat ayında burada gözlemler yapıyoruz ve ilk defa alanın donduğuna şahit olduk. Buna rağmen alanın donmayan kesimlerinde birçok türden yüzlerce sukuşu saydık. Burada altı çizilmesi gereken konu bu alanın sukuşları açısından ne kadar önemli olduğu. Karasu &#8211; Aralık Sazlıkları kaybedildiği takdirde ülkemizin yaklaşık sekizde birlik bir yüzölçümüne sahip (100.000 km² civarında) alanda kışın kuşların sığınabileceği bir sulak alan kalmayacak. Alanın herhangi bir koruma statüsü maalesef yok. Oysa onlarca türden binlerce kuşa kışlama ve üreme dönemlerinde burası ev sahipliği yapıyor. Üzülerek gördük ki bazı bölgelerde drenaj kanalları açılmış ve sulak alanın bazı kısımları maalesef kurutulmuş.</p>
<p>Su seviyesi düşünce alanın kışın donması da kolaylaşmış ve artık kış aylarında sukuşlarına ev sahipliği yapamaz hale gelmiş. Büyükbaş hayvanlarına otlak açmak için yöre köylülerinin alanı kuruttuğu bilinen bir gerçek. Üstelik bu sulakalan Nahçıvan ve Ermenistan’a doğru sınır aşan bir sulakalan. Büyük bölümü zaten kurutularak tarım arazilerine dönüştürülmüş, sadece Ağrı Dağı’nın eteklerinde sazlık kesimler kalmış durumda. Bu da adeta tüm sukuşları için son kale statüsünde. Üstelik burası yeşil arıkuşunun ülkemizde ürediği bilinen iki alandan birisi. Bu özelliğinden dolayı da birçok kuşgözlem turistinin uğrak noktası. Dolayısıyla bu alan acilen bir koruma statüsüne kavuşturulmalı ve alanın kurutulması engellenmelidir. Aksi takdirde Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde kış aylarında sukuşlarının gidecek hiçbir yeri kalmayacak” dedi.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2Fkarasu-aralik-sazliklari-dogu-anadolunun-son-siginagi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/karasu-aralik-sazliklari-dogu-anadolunun-son-siginagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul’un Yok Olan Doğası!</title>
		<link>http://trekking.com.tr/istanbulun-yok-olan-dogasi/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/istanbulun-yok-olan-dogasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 08:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[YEŞİM KÖKTÜRK / Mavi Gökyüzü, Yeşil Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4055</guid>
		<description><![CDATA[Eskiler, Belgrat Ormanları’nın Beşiktaş’tan başladığını söyler. Bunu, yakın döneme ait kaynak kitaplardan da okuyabilirsiniz. Bugün ise, sadece 20 km2’lik bir alana sıkışıp kalmış bulunan Belgrat Ormanları’nın da nasıl yok edileceğine dair planlamalar yapılıyor, adımlar atılıyor! 90’lı yaşlara doğru vefat eden babaannemin anlattıklarına göre, Beşiktaş ve Ortaköy’ün içlerine doğru yürüyüp, henüz yamaçlara yaklaşmadan, koyu gölgelikli ulu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eskiler, Belgrat Ormanları’nın Beşiktaş’tan başladığını söyler. Bunu, yakın döneme ait kaynak kitaplardan da okuyabilirsiniz. Bugün ise, sadece 20 km2’lik bir alana sıkışıp kalmış bulunan Belgrat Ormanları’nın da nasıl yok edileceğine dair planlamalar yapılıyor, adımlar atılıyor!</strong></p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/istanbulun-yok-olan-dogasi/dsc8149/" rel="attachment wp-att-4056"><img class="alignnone size-full wp-image-4056" title="DSC8149" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/02/DSC8149.jpg" alt="" width="397" height="596" /></a></p>
<p>90’lı yaşlara doğru vefat eden babaannemin anlattıklarına göre, Beşiktaş ve Ortaköy’ün içlerine doğru yürüyüp, henüz yamaçlara yaklaşmadan, koyu gölgelikli ulu ağaçlardan oluşan ormanlar ve suyu içilen dereler, yemyeşil dere boyları karşılıyormuş İstanbulluları. Bu hatıralar, 70 sene öncesine yani 1940’lı yıllara ait! Ortaçağ’dan değil, henüz yaşadığımız, olaylarına şahit olduğumuz yüzyılın ortalarından bahsediyorum…</p>
<p>Hatta çok daha yakın zamanlara kadar, Boğaziçi derelerinin, vadi şeklinde içerilere, yamaçlara sokulduğu tüm bölgelerde bostanlar boy gösterirmiş. Dere boyu da denilen bu bölgelerde, marul, mısır, salatalık ve domates gibi yaz ve kış sebzeleri, çeşit çeşit meyveler yetiştirilirmiş. Sandallarla, sahil boyu sebze meyve satılır, Arnavutköy’ün çileği, Çengelköy’ün salatalığı, Yedikule’nin marulu, İstanbul’un meşhur sakız kabağı, İstanbullulara tarifsiz bir damak keyfi sunarmış.</p>
<p>Görüyorsunuz, ‘miş’li, ‘mış’lı anlatıyor, sanki bir efsaneden, hayal ürünü bir masaldan bahsediyorum. Oysa yakın zamanlara kadar bu saydığım yerler ve bitkiler, İstanbul halkının yaşamının bir parçasıydı…</p>
<p>Yüzyılın biraz ötelerine dönersek, ormanlar içerisinde yer alan bir İstanbul’dan bahsetmemiz gerekir; Boğaziçi’ni, Boğaziçi köylerini, bostanları, çayırları, mesire yerlerini çepeçevre kuşatan ormanlar içerisinde yer alan güzel, yemyeşil bir şehirden…</p>
<p>30 yaş altının ve son jenerasyonun, Kuşdili Çayırı’nı, Göksu Çayırı’nı, Baruthane Çayırı’nı, Küçüksu Çayırı’nı, Haydarpaşa Çayırı, Moda Çayırı, Yoğurtçu Çayırı ve Çırpıcı Çayırı’nı hatırlayabileceklerini sanmıyorum. Bu çayırlar ve adını saymadığım diğer çayırlar daha doğrusu bitki yaşam alanları, zaman içerisinde teker teker yok edildi, yok edilmeyenler küçültüldü, doğal özelliklerinden uzaklaştırıldı, kimi küçük bir parkın içerisine, kimi bir sitenin aralığına hapsedildi.</p>
<p>Elbette tek yok edilen, iki sözcükten oluşan çayırlar değildi. Bu doğal ortamlarda yaşayan flora (bitkiler) ve fauna (hayvanlar), bu habitatın üzerinde yer alan mavi gökyüzü, çayır boyu akan küçük derecikler, yemyeşil çimenlerin arasında bir hayal gibi beliren küçük su gözeleri de yok edilmiş oldu.</p>
<p>Bu yok ediliş süreci hala devam ediyor dersem elbette şaşırmayacaksınız. Çok basit bir şey söylemek istiyorum. Her baharda, İstanbul’un tüm çevre yollarının sağlı sollu yapay yeşilliklerini, kıyıda köşede unutulmuş küçük yeşil arsalarını, ismini aklınıza bile getiremeyeceğiniz yüzlerce çeşit kır çiçeği sarar ve birkaç haftalığına doğa, renk ve görüntü şöleni sunar. Gelincikler, papatyalar, menekşeler, İstanbul çiğdemleri, hindibalar belki hatırlayabileceklerinizden bazılarıdır.</p>
<p>Sonra ne olur biliyor musunuz? Yerel yönetimlerin ilgili birimlerinden bir emir gelir ve elde tırpan, motorlu bıçkı aletleri yüzlerce görevli harıl harıl çalışır, çiçekleri keser, biçer ve bu görsel şölene son verir! Oysa 15 &#8211; 20 gün sonra kesseler, zaten boyunlarını bükecek bu çiçekler. Ancak, park ve bahçeler müdürleri, işlerini sevmediği, bilmediği, doğayı sevmek, çevreye bu güzelliği sunmak gibi bir kaygı ve görevleri olmadığı için, bunu yapmazlar ve derhal emirlerini verirler; çiçekleri kesin atın!</p>
<p>Bırakın, şehir stresiyle boğulan, trafikle boğuşan yurdum insanı o güzelliklere baksın, yavaşlayan trafikte hem gözünü, hem gönlünü, hem ruhunu şenlendirsin, stresini atsın değil mi! Yok, olmaz!</p>
<p>Bir başka örnek de Beylikdüzü’nden vermek isterim. Her Nisan ayında, boş arsalardaki yeşilliklerde, bembeyaz İstanbul çiğdemlerinin açtığını biliyor musunuz? Sanmıyorum. Geçtiğimiz Nisan ayında bunu fark eden eşim, çiğdemleri fotoğraflamak istedi. O sırada yağmur olduğu için, elbette fotoğraf çekemedi. Sonra 3 &#8211; 4 gün sürecek kısa bir şehir dışı yolculuğuna çıkıp geri döndü ve elde fotoğraf makinesi, çayırlara koştu.</p>
<p>Sonrasını tahmin ediyorsunuzdur tabii; bunun ne olduğunun bile farkında olmayan belediye görevlileri, gelen emirle tüm çiğdemleri biçip atmıştı! Üstelik bunu yapanlar, doğayı, çevreyi, ağacı, çiçeği koruması, sevmesi gereken, bir ağaç kesilse, bir çiçek kopartılsa; ‘benim ağacımı hangi densiz kesiyor’ diye, elinin altındaki kamu gücüyle, yasalarla, yönetmeliklerle esip gürlemesi gereken yetkililer, bürokratlar (!)</p>
<p>Elbette bu verdiğim örnekler, tüm ülkede, tüm beldelerde, siyasi parti ayrımı gözetmeden tüm yerel yönetimlerde yaşanan sıradan olaylar (!)</p>
<p>Bu, çiçekle böcekle, ağaçla yaprakla, florayla, faunayla, çevreyle, estetikle hiçbir işimizin olmadığının basit bir göstergesidir. Bu açıdan, doğal yok oluşa ve yok edişe asla şaşırmamak gerekiyor! Oysa sadece böcekleri ele alırsak, tarım ürünlerinin üçte birinin döllenmesini böcekler, gezegenimiz için hayati önemi olan 100 ana tarım ürününün yaşamasını, arılar sağlamakta.</p>
<p>İstanbul il toprakları üzerinde, 2.500 çeşit bitki türü yetişiyor ve bunun bir kısmı endemik (dünya üzerinde sadece bu bölgede yetişiyor). İstanbul’un Avrupa ve Anadolu’da kalan ormanlık alanlarının, sazlık ve bataklıklardan da oluşan sulak alanlarının giderek ve süratle yok oluşu, bu endemik bitkileri de yok olma riskiyle baş başa bırakıyor. Örneğin Kadıköy acı çiğdemi, İstanbul çiğdemi, Halkalı emzik otu, Kilyos yoncası, Boğaziçi kafes otu, İstanbul keteni, Ümraniye çiğdemi, İstanbul kekiği vb gibi 40 çeşit endemik bitki, kent içinden silinmek üzere.</p>
<p>Bakın, İstanbul’un hangi bitki ve çiçekleri, tarih kitaplarındaki tozlu sayfalarda yerlerini almak üzere; ‘Kayışdağı soğanı, Sahil asperulası, Pendik sarı otu, Bahçeşehir küresi, İstanbul keteni, Kilyos moru, İstanbul çiğdemi, Trakya minesi, Trakya karahindibası, Kıyı rokası, Kıyı kerevizi, Dikensiz peygamber çiçeği, Kadıköy acı çiğdemi, Yonca, İstanbul yılanyastığı, Çatalca peygamber çiçeği, Sahil sarmaşığı, Karadeniz salkımı, Kum incisi, Sahil sığırkuyruğu, İstanbul karahindibası, Kilyos yoncası, İstanbul nazendesi, Halkalı emzik otu, Yarımburgaz hardalı, Çok başlı köygöçüren, Kumul çivitotu, Riva sığırkuyruğu, İstanbul unlucası, Kilyos peygamber çiçeği, Narin acı çiğdem, Aydos peygamber çiçeği, İstanbul ballıbabası, Doğu razyası, Ümraniye çiğdemi, Beylikdüzü çiğdemi, İstanbul binbirdelikotu, Boğaziçi keteni, Trakya düğün çiçeği, Boğaziçi kafes otu ve İstanbul kekiği…’</p>
<p>Kent içinde bu bitkilerin barınabileceği herhangi bir yaşam alanı kalmadı dersem, abartmış olmam. Endemik bitkilerin, yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan adeta sürgün edilip, kent dışına atılıyor olması, 2.500 bitki türünün geleceğiyle de ilgili ipuçları veriyor.</p>
<p>Verem olan hastalara, ‘temiz havasından ve iyi suyundan’ dolayı Altunizade’de yaşamasının tavsiye edildiği, Arnavutköy yamaçlarının çilek bahçeleriyle bezendiği, Kadıköy’den Bostancı’ya kadar uzanan hatta ‘Ankara Asfaltı’ ile deniz arasında kalan yerleşim alanında bulunan ve özellikle, ‘Bağdat Caddesi’nin iki tarafını çevreleyen asırlık binlerce çam ağacını, Caddebostan’ın Cadı Bostanı olduğu bostanlı günlerini, İstanbul’un barbunya fasulyesi ve kolsuz sakız kabağını, asma kabağının en çok İstanbul’da yetiştirildiği yılları hatırlayan var mı acaba?</p>
<p>Bunları, yaşları 70’in üzerindekilerin dahi tümüyle hatırlaması mümkün değil. Oysa bir kentin yakın tarihine sığacak kısa bir dönem, birçok değerin yok olup gitmesine yetip de artmış bile. Bizler de geride kalan son güzellikleri, doğal çevreyi, denizi, gökyüzünü, toprağı yağmalayıp, bitirme peşindeyiz!</p>
<p>Albert Einstein; ‘hayal gücü bilgiden önemlidir’ der. Bu sözcüklerden yola çıkar ve hayal gücümüzü birazcık zorlarsak, İstanbul’u doğal çevre adına pek de güzel günlerin beklemediğini tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek!</p>
<p><strong>Çevre Misyonu Platformu (ÇEVREM), fotoğraf: İsmail Şahinbaş</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2Fistanbulun-yok-olan-dogasi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/istanbulun-yok-olan-dogasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeşil Şehirler</title>
		<link>http://trekking.com.tr/yesil-sehirler/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/yesil-sehirler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 18:52:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[RUHİ KÖKTÜRK / Yeşil Rota]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4048</guid>
		<description><![CDATA[Karbon emisyonlarının tavan yapması, karbon salımı sonucunda oluşan küresel iklim değişikliği ve buna bağlı felaketlerin beklenen sürelerden çok çok önce, kâbus gibi belirmeye başlaması, gezegenimizde yaşayan her bireyin kafasına ayrı ayrı düşen bir tuğla etkisi yarattı. Artık hiç kimse, dünyamızın nereye gittiği ve insanlığın geleceği konusunda farklı düşünceye sahip değil ve ne yazık ki bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Karbon emisyonlarının tavan yapması, karbon salımı sonucunda oluşan küresel iklim değişikliği ve buna bağlı felaketlerin beklenen sürelerden çok çok önce, kâbus gibi belirmeye başlaması, gezegenimizde yaşayan her bireyin kafasına ayrı ayrı düşen bir tuğla etkisi yarattı. Artık hiç kimse, dünyamızın nereye gittiği ve insanlığın geleceği konusunda farklı düşünceye sahip değil ve ne yazık ki bu düşünce olumlu değil!</strong></p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/yesil-sehirler/dsc0674/" rel="attachment wp-att-4049"><img class="alignnone size-full wp-image-4049" title="DSC0674" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/02/DSC0674.jpg" alt="" width="596" height="397" /></a></p>
<p>Endüstri devriminden bu yana doğal ortamların dışlanarak, görmemezlikten gelinmesi ve itilip kakılması, teknolojinin getirdiği konfor ve imkanların sınırsızca kullanımı, kullan at tüketim modelleri, moda sektörünün bunu pompalaması, medyanın yanlış yönlendirmeleri, devlet ve hükümetlerin sorumsuz yaklaşımları, bireylerin aldırmazlığı ve işte beklenen berbat öngörüler karşımızda!</p>
<p>Arıların bal yapmanın ötesinde ne gibi bir misyonu üstlendiğini yeni yeni fark eden insanoğlu, harıl harıl doğal yaşama doğru adımlar atmaya çabalıyor. Bitkisel tozlanmayı sağlayan arı popülasyonunun artırılabilmesi amacıyla, bir dizi çalışma yapılıyor. Bu amaçla, arıların kent içlerine sokulması, arı evleri, kovanlar gibi unsurlar kullanıma sokuluyor. Tasarım firmaları çoktan bu işe el attılar.</p>
<p>Kentlilerin organik tarımla tanışarak, doğayla, unutulan lezzetlerle barıştırılacağı bahçeler oluşturuluyor. Obama ailesi dahi bir rol model olarak, bu projenin bir parçası olma görevini üstlendi ve Beyaz Saray’ın bahçesinde, organik sebze üretimi yapıyor. Kentsel tarım ya da kentlilerin tarımı keşfedişi bu olsa gerek ama bu hareket için kullanılan isim, ‘kentsel tarım’.</p>
<p>Kent ortamında tarım yapabilmek için gereken her şey, gönüllü organizasyonlar ve yerel yönetimler tarafından ortaya konuyor. Organik tarım bahçecilik dersleri ilgi görüyor ve bu derslerde, organik bahçe tekniklerinden başlayarak, süreci kapsayan tüm detaylar veriliyor. Bahçe düzenlenmesi, toprak hazırlığı, tohum kaynakları, başlangıç yeri seçimi, dikim, gübre, hasat, doğal yöntemlerle haşere kontrolü bunlardan sadece birkaçı.</p>
<p>Evsel gıda atıklarının ne şekilde gübre olarak kullanılabileceği, bahçelerdeki dökülen yaprakların kompost olarak değerlendirilmesi, yumurta kabukları, yemek artıkları, çay posaları, kahve telveleri, azot içeren yeşil yapraklı sebze artıkları, çiğ meyve ve sebze fireleri, biçilmiş çimenler, ağaç çürükleri vb. gibi tüm organik materyallerin bu bahçelerde değerlendirilmesi, detaylarıyla anlatılıyor.</p>
<p>Batıda, özellikle İngiltere’de, bu konuda hizmet veren birçok kuruluş var. Sizin için altyapıyı hazırlayarak, küçük bir bahçeyi oluşturan bu kuruluşlar, teknik detayları hallediyorlar. Güneşe en uygun köşelerin belirlenmesi, küçük seracıkların oluşturulması, bahçenizin en uygun yerinde (ahşap desteklerle) yükseltilmiş sebze yetiştirme alanlarını oluşturmak, tozlanma için arı kovanı temini vb. onların işi.</p>
<p>İlkbahar, sonbahar, kış ya da yaz sebzelerinin seçimi için de size aktaracakları çok şey var. Bu konuda uzmanlık sertifikaları veren kurs programları hatta okullar bulunuyor. İsterseniz, bu tür bilgileri kaynak yayınlardan (kitap, web sitesi, yerel broşürler) ya da gönüllü hizmet veren yeşil organizasyonlardan da alabiliyorsunuz. Karar vermek önemli adım, sonrası ise sizin seçiminize kalan bir süreç.</p>
<p>Boş alanlar yeşillendiriliyor, süs bitkilerinin yerini, doğal gelişen çeşit çeşit meyve ağaçları alıyor. Kent dışına sürülen ve içerisinde eğreltiden böğürtlen dikenine, yoncadan papatyaya, ebegümeciden kazayağına ve ısırgana kadar, akla gelebilecek her çeşit faydalı, faydasız yabani bitkiyi barındıran habitatlar, yeniden kent içerisinde oluşturulmaya çalışılıyor.  Amaç, tozlanmayı sağlayacak daha fazla yaşam alanına yer açmak. Yani deyim yerindeyse, ‘başa dönüyoruz.’</p>
<p>Newyork’un kalbinde ya da orta yerinde kentsel tarım düşüncesi ütopik gibi görünse de, bu bir gerçek! Londra’da arıcılık yapılması, tozlanmayı sağlayan bitkilerin yeniden yaşama döndürülmesi hayal değil. Bu düşünce, proje aşamasından çoktan çıktı, gerçekleşiyor. Kanada, bu işe çoktan el attı ve 30 seneden bu yana kentsel tarım ve bahçecilik projelerini uyguluyor, geliştiriyor. Ülkemizde de, İstanbul gibi bazı metropollerde, yerel yönetimlerin öncülüğünde, hobi amaçlı küçük kapsamlı proje uygulamaları mevcut ancak şu an için bu uygulamalar, hobiden öteye gidebilecek boyutta değil.</p>
<p>‘Yaban hayatını görmek için çöllere ya da balta girmemiş ormanlara gitmeye gerek olmamalı’ diyor, projeleri sürükleyen kanaat önderleri. Haklılar da; doğayla barışmanın, onu yeniden keşfetmenin zamanı geldi. Aksi halde sadece çöllerden oluşan bir dünyada yaşamak ya da yaşayamamak gibi bir seçimde bulunmamız için fazla zamanımız kalmadı!</p>
<p>(6 Şubat 2005 yılında, iklim değişikliğine karşı mücadele için 140 ülke tarafından onaylanan ‘Kyoto Protokolü’, ‘Yeşil Şehirler’ kavramının da gündeme geldiği önemli bir adım oldu. O zamanki Seattle Belediye Başkanı olan Grek Nickels, Kyoto Protokolü’ne destek vermek amacıyla, Seattle’ı yeşil bir kente dönüştürmeye karar verdi. Böylece, Kyoto Protokolü İklim Değişikliği Sözleşmesi’ne sahip çıkma amaçlı bu hareketi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki diğer tüm belediyelere de öncülük yaparak başlatmış oldu. 2005 yılı haziran ayına kadar yani üç ay içerisinde, 141 belediye başkanı ‘Yeşil Şehirler’ hareketine imza verdi. 2009 yılında ise, 83 milyon insanı kapsayan, 935 belediye tarafından imzalandı.</p>
<p>İklim Koruma Sözleşmesi, ‘Yeşil Şehirler’ kavramının temelini oluştururken eylem planı da üç madde halindedir ve Yeşil Şehirlere geçişin olmazsa olmazıdır. Hareketin özünü, ormanlara tecavüzün durdurulması ve ormanların geliştirilmesi, kent içi ormanlarının oluşturulması, sera gazı emisyonlarının düşürülmesi, karbon emisyon izleme sistemlerinin kurulması ve konuyla ilgili mevzuatların gerçekleştirilmesi oluşturur. Bu maddelerle bağlantılı olarak yapılması gereken düzinelerce olgu vardır.</p>
<p>Yeşil Şehirler için çeşitli girişimler gerçekleştirilmektedir. Örneğin, kirleten öder prensibi, aşırı karbon emisyonuna neden olan kuruluş ve araçlardan daha çok vergi alınması, fosil yakıt tüketiminin yerine alternatif kaynaklara yönelinmesi, elektrikli otomobiller, hidrojen yakıtlı otobüsler ve kent içi toplu taşıma araçları kullanımına geçiş, toplu taşımanın teşviki, kentlerin yoğun bir şekilde ağaçlandırılması ve yeşil alan oranlarının artırılması, trafikten arındırma ve yayalaştırma bölgeleri, bisiklet kullanımın teşviki ve bisiklet yollarının yapımı, kaldırımların geliştirilmesi, büyütülmesi, yürüyüş parkurları yapılması, geri dönüşüm oranlarının artırılması, atık geri kazanım ve arıtma altyapılarının acil olarak oluşturulması, çevre dostu teknolojilerin ve girişimlerin, sosyal hareketlerin desteklenmesi, vergi indirimleri, karbon kredileri, güneş, su, dalga, rüzgâr vb. gibi alternatif enerji kaynaklarının mali destek kapsamıyla özendirilmesi, yeşil konutların yaygınlaştırılması gibi çözümler, Yeşil Şehirler için vazgeçilmez adımlardır…</p>
<p><strong>Çevre Misyonu Platformu / ÇEVREM, fotoğraf: İsmail Şahinbaş</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2Fyesil-sehirler%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/yesil-sehirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onlar Artık Dağda da Hayat Kurtaracak</title>
		<link>http://trekking.com.tr/onlar-artik-dagda-da-hayat-kurtaracak/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/onlar-artik-dagda-da-hayat-kurtaracak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 21:57:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4043</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde Niğde Aladağlar’da bir haftalık eğitime katılan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’nden bir ekip, çetin kış şartlarında geçen eğitimi tamamlayarak kente döndü. AKUT’la birlikte gerçekleşen eğitimde itfaiye ekibi gece &#8211; 25 derecede çadırlarda dağda sağ kalmanın yollarını öğrendiler. Kocaeli İtfaiyesi ekibi Aladağlar’da edindiği tecrübeyi artık dağlarda arama &#8211; kurtarma çalışmalarında kullanacak. Aladağlarda 1.500 metreye kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçtiğimiz günlerde Niğde Aladağlar’da bir haftalık eğitime katılan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’nden bir ekip, çetin kış şartlarında geçen eğitimi tamamlayarak kente döndü. AKUT’la birlikte gerçekleşen eğitimde itfaiye ekibi gece &#8211; 25 derecede çadırlarda dağda sağ kalmanın yollarını öğrendiler. Kocaeli İtfaiyesi ekibi Aladağlar’da edindiği tecrübeyi artık dağlarda arama &#8211; kurtarma çalışmalarında kullanacak.</strong></p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/onlar-artik-dagda-da-hayat-kurtaracak/cdsvdf-trek/" rel="attachment wp-att-4044"><img class="alignnone size-medium wp-image-4044" title="cdsvdf TREK" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/01/cdsvdf-TREK-620x413.jpg" alt="" width="620" height="413" /></a></p>
<p>Aladağlarda 1.500 metreye kadar traktörle ilerleyen ekip bu noktadan itibaren 2.700 rakımlı kamp bölgesine kadar yaya olarak yürüdüler. Hava sıcaklığının gündüz – 2, gece de &#8211; 25’e ulaştığı yükseklikte, 4 gün boyunca eğitim gören ekip çeşitli tatbikatlarla kar altında hayat kurtardılar.</p>
<p>Kocaeli İtfaiye ekibi çığ altında arama kurtarma, dikey satıhta doğal ortamda istasyon kurarak sedyeyle yaralı bir insanı dağdan indirme, yürüyüşler esnasında düşmelere karşı alınacak önlemler konusunda eğitim gördüler. Ekipler kurtarma kazması kullanma, kayaya, ağaca ve kara istasyon kurma tekniklerini de uyguladılar. İtfaiye ekipleri Aladağlar’da ıslanmayan özel malzemeler kullandılar. Alınan dağ eğitimleri diğer itfaiye personeline de öğretilerek tüm personelin dağda arama kurtarma çalışmasına hazır olması sağlanacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2Fonlar-artik-dagda-da-hayat-kurtaracak%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/onlar-artik-dagda-da-hayat-kurtaracak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlılar, Spor ve Motosiklet</title>
		<link>http://trekking.com.tr/yaslilar-spor-ve-motosiklet/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/yaslilar-spor-ve-motosiklet/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 07:53:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAVUZ TAŞKIRAN / Tilki Yuvası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4038</guid>
		<description><![CDATA[Sporun faydalı veya zararlı mı olduğu sorularını etrafımdakiler giderek fazla sayıda dillendirmeye başladılar. Bunun sebebi egzersizin faydalı olduğunu yazan ve söyleyenlerin egzersiz yapmamalarıdır. Hem yazar hem söyle ama gel spor yapalım dediğinizde kaçar. Klasik olarak bilinen şu söz aklıma geliyor: “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!” Konumuz yaşlılar ve onların egzersiz yapma olasılıkları üzerine oluyor. Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sporun faydalı veya zararlı mı olduğu sorularını etrafımdakiler giderek fazla sayıda dillendirmeye başladılar. Bunun sebebi egzersizin faydalı olduğunu yazan ve söyleyenlerin egzersiz yapmamalarıdır. Hem yazar hem söyle ama gel spor yapalım dediğinizde kaçar. Klasik olarak bilinen şu söz aklıma geliyor: “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!”</strong></p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/yaslilar-spor-ve-motosiklet/p1290051/" rel="attachment wp-att-4039"><img class="alignnone size-medium wp-image-4039" title="P1290051" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/01/P1290051-620x413.jpg" alt="" width="620" height="413" /></a></p>
<p>Konumuz yaşlılar ve onların egzersiz yapma olasılıkları üzerine oluyor. Bir kere değişik sağlık sorunları yaşayanlar varsa onları azaltma ve bertaraf etme birinci sıraya konmalıdır. Solunum, kas, nörolojik, dolaşım ve başka sorunlar varsa bunları uzman hekimlere göstermek ve tanısı iyi konulmuş tedaviler sürdürülmelidir. Ardından ortaya çıkan tabloya göre küçük, basit ve kolay egzersizler seçilmelidir.</p>
<p>Evdeki günlük davranışlarını iyi kontrol edebilecek ve yerine getirebilecek düzeyde sağlık sorunu bulunmayan bir yaşlı vatandaşımız bunu büyük bir zenginlik olarak görmelidir. Yataktan kalkması, doğrulması, şöyle bir esneyerek gerinmesi, tuvalete gitmesi, yüzünü yıkaması, dişlerini fırçalaması, traş olması, bayanlar için yüzünü temizleyip saçlarını düzenle taraması, toplaması ve örmesi, kahvaltı masasına yönelmesi, kahvaltıda eğer bugünlerde isek sıkılmış portakal, nar suyu ile güne başlaması. Bakın bunların hepsi bir egzersizdir. Bunları yaparken zere kadar yorgunluk hissetmiyorsalar, bu arada radyo hafiften çalıyor, televizyon kenarda canlı renkleri ile size göz kırpıyorsa zaten sizin spor yapmanıza gerek yoktur.</p>
<p>Kahvaltı sonrası hava çok soğuk değil, yollar da kaygan değil, ortalık çok kalabalık değilse alın bir arkadaşını çıkın yola… Yavaş yavaş yürüyün. Nefes alın, verin akşama neler okuyacağınızı kararlaştırın. Hatta birkaç bulmacayı çözmek için sabahtan çalışma masanızın üstüne koyun. Benim arkeoloji ile uğraşan bir arkadaşımızın annesinin 90 yaşında hala bulmaca çözebildiğini görünce çok şaşırmıştım. Hepiniz böyle olun.</p>
<p>Sakın ağır bir şeyi kaldırmaya çalışmayın. Kendi ağırlığınız kuvvet egzersizleri için yeterlidir. Ama kollarlı yana açıp kapama, yukarıya kaldırıp indirme hareketleri her gün 5’er kez yapın. Yorulursanız bırakın. İyi gidiyorsa her 5 günde bir birer tane olacak şekilde arttırın. Başınızı zorlamayacak şekilde sağa ve sola, öne ve geriye ikişer kez yatırın. Aman fazla sayıda yapmayın. Bunları yaparken de zorlamayın.</p>
<p>Yaşlılık döneminde sıvı alımını ihmal etmeyin. Sıvı derken bunu öncelikli olarak su içme olarak algılayın. Bazı madensel tuzların eksikliğine karşılık meyve yemeyi ihmal etmeyin. Benim önerim özellikle potasyum ihtiyacı için günde bir tane muz yeme alışkanlığı edinin.</p>
<p>Arada sinemaya gidin. Sinema yalnız gençler için değil herkes içindir. Evde televizyon izlemek kolay bir iştir ama her defasında başka bir yere oturun. Her 10 dakikada bir biraz hareket edin, ayağa kalkın ve oturun. Sürekli aynı oturma pozisyonunda olmayın.</p>
<p>Hep gençlere ayırmıştık köşemizi. Artık arada yaşlılara ve sandığımızın aksine çok daha hızlı düşünebilenlere de sesleneceğim. Onların deneyimlerini bir türlü edinemiyoruz. Öğrenemiyoruz. Benim ‘Ombudsmanım’, hocam ve her önemli ve çıkmaz sokaklarla karşılaşınca kendisine danıştığım hocam Dr. Hikmet Kandeydi bırakın yukarıdakilerini yapmaya, elinde fiber optik sırığı Avrupa ve Dünya Veteranlar Atletizm Şampiyonaları’nda yarışmayı sürdürüyor. Yakında onun bu yaşamını sizlere aktaracağım. Unutmadan yazayım: O da bir motosiklet sürücüsüdür. Hem de hâlâ… Bilmem anlatabildim mi?</p>
<p>Fotoğraf: Sedat Çakırca</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2Fyaslilar-spor-ve-motosiklet%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/yaslilar-spor-ve-motosiklet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marmara Denizi Adım Adım Tükeniyor!</title>
		<link>http://trekking.com.tr/marmara-denizi-adim-adim-tukeniyor/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/marmara-denizi-adim-adim-tukeniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 17:09:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[YEŞİM KÖKTÜRK / Mavi Gökyüzü, Yeşil Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4030</guid>
		<description><![CDATA[Birçok balık türünün üreme ve geçiş noktası olan Marmara Denizi, ne yazık ki, bu denizi çevreleyen yerleşim yerlerinin yoğun stresi altında kalarak, adım adım tükeniyor! Akdeniz ve Karadeniz arasında geçiş yapan balık türleri, Marmara Denizi&#8217;ni bir geçiş ve dinlenme noktası olarak kullanıyor. Uzmanlar, balık neslinin devamı için, bölgenin çok iyi korunması gerektiği halde, bunun yapılamadığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birçok balık türünün üreme ve geçiş noktası olan Marmara Denizi, ne yazık ki, bu denizi çevreleyen yerleşim yerlerinin yoğun stresi altında kalarak, adım adım tükeniyor!</strong></p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/marmara-denizi-adim-adim-tukeniyor/dsc0016v/" rel="attachment wp-att-4031"><img class="alignnone size-medium wp-image-4031" title="DSC0016v" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/01/DSC0016v-620x412.jpg" alt="" width="620" height="412" /></a></p>
<p>Akdeniz ve Karadeniz arasında geçiş yapan balık türleri, Marmara Denizi&#8217;ni bir geçiş ve dinlenme noktası olarak kullanıyor. Uzmanlar, balık neslinin devamı için, bölgenin çok iyi korunması gerektiği halde, bunun yapılamadığını ifade ediyorlar.</p>
<p>11.500 kilometrekarelik bir alana ve 3.378 kilometrekarelik hacme sahip olan Marmara Denizi’nde, arıtılmadan denize bırakılan; içerisinde fosfat barındıran deterjan, kullanılmış yağlar, kanalizasyon atıkları vb gibi evsel atıklarla, sanayi kuruluşlarının arıtmadan saldığı endüstriyel atıklar, dip yaşamını olumsuz etkilemekte. Denizi çöplük olarak kullanan kişi, kuruluş ve kurumları da buna eklediğimiz zaman, Marmara Denizi, altından kalkamayacağı yoğun bir yükle karşı karşıya.</p>
<p>İstanbul kentinin, İzmit ve Gemlik Körfezi çevresinde oluşan yoğun yerleşim ve sanayi kuruluşlarının kaçınılmaz baskısı, Haliç’in etkisi, Marmara Denizi kıyısında yer alan kent ve beldelerin atıkları, derelerin denize sürüklediği tarif edilemez kirlilikteki tortu ve çöp yığınları, Marmara Denizi’ni adım adım ölüme yaklaştırıryor. Aslında bu iç denizimiz, Marmara’yı transit geçen ya da liman olarak kullanan uluslararası gemi trafiğinin, her türlü kirletici unsurlarından da etkilenmekte.</p>
<p>1980 yılında ülkemizde 500 bin ton balık avlanırken, artan nüfusa rağmen bu rakam günümüzde, 400 bin tona ulaşamamaktadır. Yoğun kirlilik stresinin, kaçak avlanmanın, trolün ve avlanma yasakları zaman dilimlerinin yanlış planlanmasının denizlerimizi getirdiği noktanın en güzel belirleyicisi, 30 senelik süreçte, verimde düşen 130 bin ton / yıllık balık avı rekoltesidir ve Marmara Denizi de bundan kendisine düşen payı alıyor.</p>
<p>Bir zamanlar orkinos, kılıç, çipura, levrek, palamut, lüfer ve özellikle uskumru gibi türlerin yaşadığı ve avlandığı bölgelerde, bugün sadece istavrit, hamsi ve sardalye ile birlikte kırmızı karides avlanabiliyor ve bu avcılık dönemi de çok kısa sürüyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre, 2004 yılında, Marmara Denizi’nde yılda 68 bin ton balık avlanırken, bu rakam 2009 yılında 31 bin tona, yani yarıdan daha az orana düşmüş bulunuyor.</p>
<p>Bakın, Su Ürünleri ve Balıkçılık Meslek Dalı Ana Komisyonu (MEDAK) Başkanı Prof. Dr. Meriç Albay, bu konuyu nasıl vurguluyor; “Marmara Denizi&#8217;ndeki potansiyel olarak avlanabilir balık çeşitlerinde korkunç bir azalma oldu. Örneğin, en son Marmara&#8217;da, 1996 yılında orkinos avlanmış ve balık halinde satışı yapılmış. Kılıç balığının ise en son ne zaman avlandığı bilinmiyor. Bir zamanlar Sarayburnu&#8217;nda olta ile 2 kiloluk çipuralar yakalanırken, bugün tükenmek üzere. Uskumru ise artık yok denecek kadar az avlanıyor. Belki hala kıyıda köşede kalmış 50 &#8211; 60 tür var. Ancak, örneklemek için numune bulmak zor.”</p>
<p>Hepimizin bildiği gibi, sahip olduğumuz tüm denizlerimiz yani dört denizimiz de, kapalı denizdir. Kapalı denizlerde oluşan kirlenmenin yani suyun kendisini yenilemesi için geçen sürenin çok uzun olduğu biliniyor. Böylece, bu tür kapalı su havzalarında oluşan kirlilik, uzun yıllar bu ortamda kalmakta.</p>
<p>İstanbul Kanalizasyon Projesi Mastır Plan Revizyonu, evsel atıkların arıtılmadan Marmara Denizi’ne verilmesine ve dip akıntısı ile Karadeniz’e gönderilmesine dayanıyor! Sanayi, tarımsal ve evsel atıklar, Marmara Denizi’ni taşıyamayacağı bir yükün altında bırakırken, nitrit, nitrat ve amonyak değerleri çok yüksek seviyelerde bulunuyor. Dip yaşamı ise, birçok noktada tamamen ölmüş durumda. Deniz üst su tabakasındaki (özellikle göçer balıkların) yaşam alanı ise, şu anda 5 &#8211; 7 metre seviyesine kadar gerilemiş bir halde. 1970’li yıllardan önce denizin yüzeyinde 7 &#8211; 7,5 mg / litre olan oksijen oranı ise, bugün, 3 &#8211; 3,5 mg/litre seviyelerinde.</p>
<p>Her geçen gün, Marmara Denizi’nde bulanıklık seviyesiyle, zararlı mikro organizmalar ve buna bağlı olarak oksijen ihtiyacı artıyor. Ağır metal kirliliği, organik atıkların denize sürüklenmesi, ekili alanlardan yağış etkisiyle denize sürüklenen kimyasal gübreler ve pestisitler, derelerin barındırdıkları tüm kirliliği denize taşımaları, arıtılmadan suya bırakılan her çeşit kirlilik unsuru, binlerce fabrikadan denize ulaşan kimyasal atıklar, bu denizimizin su kalitesini adım adım geri dönüşü olmayan kritik eşiğe getiriyor. Öyle ki, çoğu noktada artık deniz suyu kütlesinden çok, zehirli ve hastalık saçan bir sıvı özelliğini taşıyor.</p>
<p>Bilim adamlarına göre, Marmara Denizi’ndeki su seviyesindeki bozulma, deniz canlılarının DNA yapılarına hasar verecek seviyeleri çoktan aştı!</p>
<p>Spektrometre denilen ölçüm aletleriyle elde edilen verilerde, ölçüm değerinin 1,2 üzerinde çıkması, genotoksik dediğimiz, genetik hasara yol açacak seviyeye işaret ediyor.</p>
<p>Haramidere ve Ayamama derelerinin Marmara Denizi’yle buluştuğu noktalarda yapılan ölçümlerdeki genotoksik değerler, 1,3 ve 1,4 aralığında çıkıyor! Marmara Bölgesi derelerinin denizle buluştuğu tüm noktalardaki değerlerin de bu seviyelere yakın olduğu düşünülüyor! Ne yazık ki, bu bölgelere ulaşabilen balık türü deniz canlıları, yengeçler, genetik hasarın sonuçlarını bile yaşamaya zaman kalmadan, oksijen yetersizliğinden ölmekte!</p>
<p>Balıkçıların ağlarına, hastalanmış, yaralı balıklar takılıyor. Genetik hasara uğrayarak, gelecek jenerasyonlarda başkalaşıma uğrayacak deniz canlılarının tüketilmesi halinde, ciddi genetik sorunlarla karşılaşılacağına dair uyarılar yapılıyor! Marmara Denizi’nin hemen her yerleşim bölgesinden denize ulaşan, kurşun, cıva, çinko, krom, bakır, kadmiyum gibi ağır metallerin, besin zinciri aracılığıyla insanlara geçerek, ciddi zararlar oluşturacağına da kesin gözüyle bakılıyor!</p>
<p>İnsan, ‘İstanbul’un yüzlerce ve daha birçok bölge şehrinin toplamda binlere varacak güzelim derelerini teker teker yok ettik, sıra geldi denizleri yok etmeye!’ diye düşünmeden edemiyor.</p>
<p>Denizde yaşamın bitmesi demek, önemli bir protein kaynağı olan yenilebilir tüm deniz canlılarına ve yeryüzünün oksijen üretim alanlarından çok önemli bir tanesine de veda anlamına geliyor.</p>
<p>Bu arada, son 100 senelik zaman dilimi içerisinde, gezegenimizin en önemli oksijen kaynağı olan planktonların yüzde 40 oranında azaldığı belirlendi. Üstelik  her yıl yüzde 1 oranında azalmaya devam ederek!</p>
<p>Denizlerdeki planktonlar, yüzeydeki karbondioksiti aşağıya çekiyor, deniz canlılarının oksijenin ihtiyacını karşılıyor. Soluduğumuz oksijenimizin yüzde 50’sini yani yarısını planktonların ürettiğini bilirsek, bu yok oluş sürecinin ne anlama geldiğini daha iyi fark edebiliriz. Bunun, tropik yağmur ormanlarının ve mercanların yok olmasından daha dramatik sonuçlara yol açması bekleniyor. Son 20 yılda, dünya üzerindeki toplam oksijen miktarının yüzde 0,003 oranında azaldığı gerçeği de, negatif gelişmelerin beklenenden hızlı olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Yeşim Köktürk, Çevre Misyonu Platformu (ÇEVREM), fotoğraf: İsmail Şahinbaş</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2Fmarmara-denizi-adim-adim-tukeniyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/marmara-denizi-adim-adim-tukeniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Samanlı Dağları Geçişi</title>
		<link>http://trekking.com.tr/samanli-daglari-gecisi/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/samanli-daglari-gecisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 16:46:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[TREKKING]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4019</guid>
		<description><![CDATA[Yine kış geldi. Geçen baharda kaleme aldığım bu yazıyı, öyküyü; sırası gelsin diye çoktandır elimde tutuyordum. Sonunda dağlara, biz artık eskisi kadar kar görmeyen o  ılıman mikro klima ikliminde yaşayan şehir insanlarının  inanamayacağı ölçüde kar düşmeye başladı.                                                                           Ve bu inanılmaz ölçüde kar tutan dağlar İstanbul’a ve Türkiye’nin en yoğun nüfusunu taşıyan bölgenin hemen yanıbaşında. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yine kış geldi. Geçen baharda kaleme aldığım bu yazıyı, öyküyü; sırası gelsin diye çoktandır elimde tutuyordum. Sonunda dağlara, biz artık eskisi kadar kar görmeyen o  ılıman mikro klima ikliminde yaşayan şehir insanlarının  inanamayacağı ölçüde kar düşmeye başladı.                                                                          </strong></p>
<p>Ve bu inanılmaz ölçüde kar tutan dağlar İstanbul’a ve Türkiye’nin en yoğun nüfusunu taşıyan bölgenin hemen yanıbaşında. Samanlı Dağları, İzmit Körfezi’nin ve devamında Sapanca Gölü’nün kuzeyinde yer alıyor. Güneyde Pamukova ve İznik Gölü, doğuda ise Sakarya Nehri’nin geçtiği vadi tarafından sınırlanan bir eski volkanik dağ kitlesi. Gerçi nehrin doğusunda da devam eden dağlar aynı jeolojik formasyonun devamı ama adı farklı. Karadeniz’den gelen nemli hava akımlarının önünde duran bir yükselti olduğu için bütün Karadeniz dağları gibi çok yağış alıyor. Yazın bile kurak Akdeniz iklimi etkisine giren Marmara Bölgesi’nin yağış alan ender bir bölgesi.</p>
<p>6 Şubat 2011 tarihinde, doğa sporları kulübü Yudosk ile toplam 13,5 km kar yürüyüşü yaparak kış parkuru tecrübesi yaşadık. Masmavi gökyüzü altında, güneşli güzel bir gündü. Yürüyüşe neşe ile başladık, temiz dağ havasını içimize çektik, kar altında,dağların ve ormanların eşsiz manzarasını içimize sindirdik.</p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/samanli-daglari-gecisi/dsc0054g/" rel="attachment wp-att-4020"><img class="alignnone size-medium wp-image-4020" title="DSC0054g" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/01/DSC0054g-620x412.jpg" alt="" width="620" height="412" /></a></p>
<p>Bilmiyorduk ki zaman ilerledikçe bu derin kar bize dost değil, üstesinden gelmemiz gereken bir düşman olacak? Bu mesafe size kısa gelmesin, bir metre derinlikte kar içinde yürümek kar olamadan yürümeye kıyasla en az üç kere daha fazla enerji ve güç gerektirdiğinden, o gün en az 40 km yol yürümüş kadar yorulduk!</p>
<p>Yürüyüşe Pamukova’nın üzerindeki yaklaşık 1.100 metre yükseklikteki Eskiyayla’dan başlamıştık. Rotamız, kuzey yönünde, derin kara bata çıka yürüyorduk. Kimse de hedik (yani karda yürümeye yarayan ayakkabının altına bağlanan tenis raketi benzeri bir takım) yoktu. İnsanlar ya bu ölçüde derin kar beklememişler, rehberimiz Oğuz gibi bilenler  ise, başkaları ‘bize neden aldırmadın?’ demesinler diye almamışlar!</p>
<p>İlk bir saat hoş bir güneş,  ince temiz berrak havanın etkisiyle kimse zorluğu hissetmedi. Sonra bir sırta geldik, kuzeybatımızda bir çam ormanlarınının ötesinde 5 &#8211; 6 km ötemizde gözetleme kulesi ile ayırt edilen Kartepe (eski adıyla Keltepe) zirvesini (1.602 metre) gördük.</p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/samanli-daglari-gecisi/dsc0302-trek/" rel="attachment wp-att-4021"><img class="alignnone size-medium wp-image-4021" title="DSC0302 TREK" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/01/DSC0302-TREK-620x412.jpg" alt="" width="620" height="412" /></a></p>
<p>Geçtiğimiz baharda, Kartepe zirveden aşağı Maşukiye’ye inen bir parkurda, sürekli aşağı inişten ötürü vücut ağırlığının ayak tabanı yerine başparmaklardan ayakkabının burnuna basması sonucu tırnaklarım söküldüğünden, son kilometreleri acı içinde tamamlamış olduğumu hatırladım. Eskiyayla’dan başlayıp Kartepe’de sona erecek bir parkur yaz dönemi için güzel bir parkur olmalıydı. Şimdi bu mevsimde Kartepe’de kayakçıların yüzünü güldüren 180 cm derinliğinde bir kar vardı (kayak merkezleri kar kalınlığı raporunda, Uludağ’dan bile daha derin kar olduğu belirtiliyordu) ve şimdi o yöne rota çizmek pek akıl karı olmamalıydı. Gerçi bizim yürüdüğümüz sırtlarda da kar kalınlığının oradan aşağı kalır hali yoktu, yol boyunca ayağımız hiç sert toprağa kadar basmadı.</p>
<p>Bir keresinde ağaçlara yakın geçerken ağaç gövdesine yakın oluşan boşluktan batonumu aşağı sallandırdığımda, en az 130 cm uzunluktaki baton yeri bulamamıştı. Bu derinlikte karda yürümek çok zordu. Grup bir öncekinin ayak izine basmaya dikkat ederek tek sıra yürüyor, en yorucu olan en önde yürümek görevi,  en güçlü ve genç olanlarca nöbetleşe yapılıyordu.</p>
<p>Bu arada eşim ilk yorgunluk belirtilerini göstermeye başladı. Başı döndüğünde durduk, nefeslendik, durum değerlendirmesi yaptık. Birileri dönün dediler ama en az iki saat yürümüştük, bizi bırakan otobüsler çoktan grubu alacakları köye doğru gitmiş olmalıydılar! ‘Yere değil, uzaklara bakması ‘önerildi ve biraz kendine gelince grubun en sonunda  yola koyulduk.</p>
<p>Biz artık en arkada yürüyoruz, bizim arkamızdan ise grubun artçısı olan genç Ilgaz geliyor. Derin karda yürümenin zorluğu benzetme yapmak gerekirse, sanki deniz kenarında ıslak ve yumuşak kumda yürümenin zorluğu gibi, ayağınız battığında geri çekmek için çok güç harcayıp dizinizi çokça büktüğünüzde çok yoruluyorsunuz.</p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/samanli-daglari-gecisi/dsc0310/" rel="attachment wp-att-4022"><img class="alignnone size-medium wp-image-4022" title="DSC0310" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/01/DSC0310-620x412.jpg" alt="" width="620" height="412" /></a></p>
<p>Bir süre sonra,önümüze sık ormanlık dik bir yamaçla inilen bir vadi çıktı. Derinlerde kar beyazı içinde siyah bir çizgi gibi görülen bir dere var, burası rotamızda daha çıkmadan belirtilmiş olan Domuz Deresi vadisi. Uçurum kadar dik olmasa da, ayakta dik durmanın olası olmadığı diklikte yamaçtan aşağı inmeye başlıyoruz.</p>
<p>Grup burada zorlanıyor. Yüzü aşağı dönük inmeye çalışanlar sürekli düşüyorlar, bir elde baton diğer elle artık sık ormanda olduğumuzdan bir ağaç dalını tutmaya gayret göstererek yavaş yavaş iniyoruz. Oğuz bir ara gözüküyor, insanları hızlandırmak için saatte ancak yarım km inebildiğimizi ve plana göre geciktiğimizi söylüyor. Gençler düşmeyi oyun haline getiriyorlar. Bir süre sonra ise en eğlenceli iniş şeklinin kayarak inmek olduğunu keşfediyorlar. Aşağılarda bir yerde grup başı durumu farkedince telsizden ‘sakatlık olacak kimse kaymasın!’ diye artçı Ilgaz’a direktif veriyor. 16 yaşındaki gencecik Ilgaz kime söz geçirsin! Oğuz’un otoritesi bu kadar uzaktan etkili olmuyor anlaşılan!</p>
<p>Neyse önden inenler ağaçların arasından slalom yapar gibi ‘S’ şeklinde yol açmışlar, o çukurdan kayanlar böylece bir ağaca toslamak yerine o yoldan kavisler çizerek sırtüstü kayarak dere hizasına kadar inmeyi başarıyorlar.</p>
<p>İndiğimiz yerde ilk dere geçişi yapıyoruz. Dere geniş, üzerine basacak taş yok, ‘umarım ayakkabı su almamıştır!’ diyorum içimden. Vadi tabanında kar kalınlığı yükseklerden farksız. Saat 3’e doğru soğuk ve gölge vadinin içinde artık öğle molası veriyoruz. Bu derinlikte güneş ulaşamadığı için sanki akşam yaklaşıyor duygusu oluştu.</p>
<p>Yeniden hareket ettik, grup yoruldu; rehberler sürekli arkadan önde yürümek üzere değişime gelecek  insan beklediklerini  anons ediyorlar.</p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/samanli-daglari-gecisi/dsc0180/" rel="attachment wp-att-4023"><img class="alignnone size-medium wp-image-4023" title="DSC0180" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/01/DSC0180-620x412.jpg" alt="" width="620" height="412" /></a></p>
<p>Yorgunluk ve derin kar yüzünden çok yavaş yürünüyor. GPS’e göre saatte en hızlı 2 km yürüyebiliyoruz! Bu sebeple önceden kararlaştırdıkları rotayı kısaltıp, dönüş yoluna yine dağa dönmeye karar veriliyor. Bir kez daha dere geçilirken ayakkabılarımız su alıyor. Öncülerin açtığı yoldan yaklaşık iki saat süresince tırmanıyoruz. Saat 17:15 civarında bir orman gözetleme kulesi yanından  yaylaya ulaşıyoruz. Artık gece mavisi çökmek üzere.</p>
<p>Eşim çok yorgun. İki üç dakika ancak dinlenebiliyoruz, hepimiz terliyiz. Artık gücü iyice tükendiği gibi, ayakları da aşırı yükten olacak dizinden kilitlendi, adımlarını dizini bükmeden kalçalarından büyük acı ve zorlukla hareket ettirebiliyor. Sürekli onu  çekiyor ve destekliyorum.</p>
<p>Elini bıraktığım ana karın içine yuvarlanıyor ve kalkması için çok daha fazla güç harcaması gerekiyor. Gece ile birlikte hava ayaza döndüğünden,  gökyüzündeki yıldızlar kafa fenerlerimizin ışığında sanki yere inmişler gibi kar örtüsünün üzerinde pırlanta parçacıkları gibi ışıldıyorlar. Grup bizden çok önde, artçı Ilgaz en arkada, gruptan İbrahim ve Saliha bizi yalnız bırakmamak için hemen arkamızda kalmışlar, oyalanmak ve bizi oyalamak için sürekli konuşuyorlar: ‘Bak samanyolu!’ ‘Şuradaki üç tane ve tek çizgi oluşturan yıldızlar Orion takım yıldızı!’</p>
<p>Diğeri itiraz ediyor: ’Hayır o Küçükayı Takımyıldızı, bak diğer yıldızlarla sandalye şekli oluşuyor!’ İşte böyle şakadan tartışıyorlar, bize yalnız olmadığımızı hissettiriyorlar. Böyle yapıyorlar çünkü biz tükendik ve eşimin her an yürümekten vazgeçip ‘Ben artık gidemiyorum, ilerleyemiyorum!’ demesinden korkuyorum. ‘Böyle olursa ne yaparız?’</p>
<p>İç  giysilerimiz ter içinde, eğer durursak kısa sürede hipotermiye gireriz, donarız! Yolda karların üzerine yatmış çantalarını karıştıran genç bir çiftin yanından geçiyoruz, botlarını ve ıslak çoraplarını çıkarmışlar, kuru çorap arıyorlar!</p>
<p>Aslında grupda bizden çok uzakta değil, bir km kadar ötelerde, ağaçlara bize işaret diye tutulan yeşil bir laser ışığı vuruyor. Yolculuğun başlarında yine bu parkurda ve bu mevsimde, bir sene önceki yürüyüşte grubun yolunu kaybettiğini, sabaha karşı saat 03:00’da onları aramak için yola çıkmış ve onları aramaya çıkmış jandarmalarla karşılaşıncaya kadar donmamak için sürekli yürümüş olduklarını, o grupta olan birinin ağzından işitmiştim (Ama bunu kendime sakladım, eşimi daha da endişelendirmenin anlamı yoktu!).</p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/samanli-daglari-gecisi/dsc0076g/" rel="attachment wp-att-4024"><img class="alignnone size-medium wp-image-4024" title="DSC0076g" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/01/DSC0076g-620x412.jpg" alt="" width="620" height="412" /></a></p>
<p>Hafif de olsa sürekli tırmanmaya başlamıştık. Karın üzerinde üzerinden geçtiğimiz yaban hayvanı izlerinden ne olduğunu tahmin ederek oyalanıyorduk. En çok karaca ve tilki izi gördük. Sonra kurt izi diye endişelendikleri ama benim çakal ayak izi olduğunda ısrar ettiğim izler gördük.</p>
<p>Saat 20:00 civarında ufukta, orman çizgisi hizasında belli belirsiz bir aydınlık, gökyüzüne vurmuş bir şavk görmeye başladım. Bize sonsuz gibi gelen bir yarım saat sonra, dağın yamacına yaklaşmış ve aşağılarda kenarında köy ışıkları ile karanlık bir deniz gibi görünen Sakarya Nehri’nin geçtiği Geyve Ovası’nı görmeye başlamıştık. Bu noktada eşimin gücü artık iyice tükenme noktasına geldi, bir koluna ben diğer koluna İbrahim girdi bir süre de böyle taşımaya çalıştık.</p>
<p>Ama öndeki grup tek sıra yürüdüğünden, onların açtığı yolda üç kişinin  yan yana yürümesi mümkün olmuyordu. Artık telefon çekmeye başladığından artçımız Ilgaz’ın endişeli annesinin sık sık oğlunu arayıp nasıl olduğunu sorması karşısında onu bizi bırakıp ilerlemesi konusunda ne kadar ikna etmeye çalışsak da fayda etmedi. Genç adam hiç konuşmuyor ama bizi de bir türlü bırakmıyordu!</p>
<p>Telsizden: ‘Patikadan çıkıyoruz! Dik orman içinden hızlı ineceğiz!’ anonsu geldi. Dik yamaçtan orman içinden düşe kalka inmeye başladık. Domuz Deresi’ne indiğimiz yamaçtan farklı olarak bu güney yamaçta ağaçlar daha küçük, dikenli ve sık idi. Yine bize izafi olarak çok uzun gelen bir süre sonunda, saat 21:45 sularında diğer gruptan 15 &#8211; 20 dakika sonra 600 metre rakımlı Melekse Solak Köyü’ne ulaştık.</p>
<p>İnsanlar otobüsün çevresinde ayakta elbiselerini ve ayakkabılarını değiştirmeye çalışıyorlarken, değişimini bitirmiş diğerleri ufacık bir oda kadar küçük olan köy kahvesinde çayı bitmiş olan kahveciden  demliğe sıcak su döktürüp haşlama çay koparmaya bakıyorlardı! Bizleri seyreden az sayıdaki köylü şaşkındı, gecenin içinde, dağlardan bir yerden çıkıp gelmiş bu insan kalabalığını eğlenerek seyrediyorlar, eğleniyorlardı. Karşı evin perdesiz  pencerelerinde üçer beşer minik çocuk kafaları  cama dizilmiş, büyük bir meraklı aşağıdaki kargaşayı seyrediyorlardı.</p>
<p>Bir anda herşey geride kalmıştı. Gül bile artık mutlu, diğerleri ile neşeyle konuşmaya başlamıştı işte! Bu çok zorlu  parkurdan geriye, başarı ile bitirmenin keyfi, kazanılan tecrübe ve en önemlisi dayanışma ve arkadaşlık duyguları kaldı!</p>
<p>Değerli doğaseverlere kar yürüyüşü yapmak isterlerse diye bu rotayı aktardım. Ama son olarak kesinlikle tecrübeli bir grubun içinde olmadan bu rotaya yalnız girmemelerini öneririm. Bu yazı kaleme alınmadan kısa süre önce yine Oğuz  rehberliğinde bir Yudosk grubu bu kez farklı bir dönüş noktasında keşif  yaparken, planlarının aksine neredeyse ertesi gün gece inerken parkuru bitirebildiler (Geceyi şans eseri buldukları bir dağ kulübesinde geçirdiler!).</p>
<p>Kar yürüyüşü güzelliği ve sportif açıdan cazip olabilir ama kesinlikle tedbirler açısından ciddiye alınması gereken bir spor aktivitesi. Bizim yukarıda anlattığımız öykümüzden çok daha zor olan, anlatılmış veya anlatılmamış, çok sayıda hayatta kalma öyküsünün var olduğunu aklımızdan çıkarmayalım!</p>
<p><strong>Yazı: Cengiz Özder, fotoğraf: İsmail Şahinbaş</strong></p>
<p>Not: Fotoğraflar aynı coğrafyada başka bir etkinlikte çekilmiştir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2Fsamanli-daglari-gecisi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/samanli-daglari-gecisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Nal Buldum</title>
		<link>http://trekking.com.tr/bir-nal-buldum/</link>
		<comments>http://trekking.com.tr/bir-nal-buldum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 06:19:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSMAİL ŞAHİNBAŞ / Yürü/yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://trekking.com.tr/?p=4014</guid>
		<description><![CDATA[‘Bir nal buldum’ sözünü ilk kez babaannemden duymuştum. Küçükken ne anlama geldiğini hiç anlayamazdım. Yıllar geçtikçe ne anlama geldiğini öğrendim. Hatta pek çok işe ‘bir nal’ bularak başladım! Bu söz bir atasözümü bilemiyorum ama bana babaannem tarafından söylediği için benim için atasözü. Atasözünün tamamı şu şekilde; ‘Bir nal buldum, üç nal, bir at lazım.’ Atasözlerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>‘Bir nal buldum’ sözünü ilk kez babaannemden duymuştum. Küçükken ne anlama geldiğini hiç anlayamazdım. Yıllar geçtikçe ne anlama geldiğini öğrendim. Hatta pek çok işe ‘bir nal’ bularak başladım!</strong></p>
<p>Bu söz bir atasözümü bilemiyorum ama bana babaannem tarafından söylediği için benim için atasözü. Atasözünün tamamı şu şekilde; ‘Bir nal buldum, üç nal, bir at lazım.’</p>
<p><a href="http://trekking.com.tr/bir-nal-buldum/dsc1993-trek/" rel="attachment wp-att-4015"><img class="alignnone size-full wp-image-4015" title="DSC1993 TREK" src="http://trekking.com.tr/wp-content/uploads/2012/01/DSC1993-TREK.jpg" alt="" width="541" height="361" /></a></p>
<p>Atasözlerini okumayı çok seviyorum. Ama sanırım ben, atasözlerinden ders alıp uygulamada bir az zayıf kalıyorum. Yıllar evvel Timur Danış ile birlikte dergi çıkarmaya karar vermiştik. Çok yoğun olarak çalıştığımız bir gün bana “oğlum dergi çıkarmak zor değil, imkânsızdır” demişti. Bu sözün ne anlama geldiğini anlar gibi oluyorum şu günlerde.</p>
<p>Bizim atalarımızın dışında en çok bildiğim atasözleri; Rus, Çin, Fransız ve Kızılderililere ait. Hele hele Facebook gibi sosyal ağlar çıktıktan sonra her ülkenin birçok atasözü olduğunu öğrendim. Sözler ama ne sözler. Söz var uygulayan nerde. Hele hele Kızılderililerin çevre için söylemiş oldukları sözler çok etkileyici.</p>
<p>Bu ‘nal’ bulma atasözü dışında pek çok sevdiğim atasözleri var. Bir Çin atasözü derki; ‘yıkanmayan eşek pis kokar.’ Başka bir atasözümüz de; ‘eşeğe altın semer vursan da eşek daima eşşektir’ diye. ‘Eşşek semeri ile satılır’ diyende var.</p>
<p>Geçen gün bizim mahallede bir evin duvarında ‘buraya çöp döken eşektir’ yazan bir yazı gördüm. Buda mı bir atasözü diye düşündüm içimden. Çünkü bahsi geçen yerde epeyce çöp vardı. Atalarımız çok mu konuşmuşlar ne?</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Ftrekking.com.tr%2Fbir-nal-buldum%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=80" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:80px;" allowTransparency="true"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://trekking.com.tr/bir-nal-buldum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

